DÜŞÜNÜYORUM O HALDE DÜŞÜNDÜĞÜM KADAR VARIM
11 yaşımdayken buna çok ama çok hayret etmiştim. Kendi rutinimden çıkınca, otobüste gördüğüm insanların benim bilmediğim ne kadar çok işe sahip olabileceğini, ne kadar garip hobileri veya ilginç hikâyeleri olabileceğini fark etmiştim.
O sıralar taekwondoya gidiyordum ve o otobüste, daha önce hiç kimsenin bir branş sporuna gidiyor olabileceğini düşünmediğimi fark ettim. Belki de ilk defa, o otobüse binen birinin bu şehre yabancı olduğunu ama etrafı sormaya çekindiğini hiç düşünmemiştim. Farklı işler yapan insanlar vardı; belki de isimlerini hiç bilmediğim meslekler… Belki de yıllar sonra tanışacağım biriyle aynı otobüse biniyordum, ama bunu hiç aklıma getirmemiştim.
Şimdi ne zaman otobüse binsem, kafamda insanlar için hikâyeler yazarım. Bazen bir kişiye iki üç farklı hikâye, bazen de iki üç kişiye tek bir hikâye… Bazen hayallerim fantastikleşir, Ghibli Stüdyoları'nda yaratılan hikâyeler gibi maceralara sahip olduklarını ya da gittikleri yerde yaşayacakları şeyleri düşünürüm.
Benim gibi bir drama queen için en keyiflisi ise ajitasyon dolu ama olaysız dramalar yazmaktır. Filmleri pek sevmem, çünkü genellikle duygu yerine ajitasyon ve olay ağırlıklıdır. Oysa otobüsteki onca insana, stabil ama abartılı duygularla hikâyeler yazmak bambaşka hissettiriyor.
İnsan büyüdükçe değişik huylar ve karakter özellikleri kazanıyor.
Ve bunları kazanırken, başkalarını da bu şekilde keşfediyor.
Ama benim bu keşfe olan hayretim bir türlü geçmiyor. O ilk rutinden çıkıp kendime bir şeyler kazandırmaya başladığım an, hâlâ çok çarpıcı hissettiriyor.
Hayat monotonlaştığında, bunu düşünmeyi hatırlarsam, o monotonluğu bile durdurabiliyor benim için.
Oooooo :)
YanıtlaSil